Uzak kalmışım gibi oturuyorum köşede, oysa avucumda duruyor kalemim.
- Ece İrem Kerim

- 20 Ağu 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 22 Ağu 2025
İşte öylece duruyorum. İçimde ne olduğunu bilmeden. İçinde ne olduğunu bilmeden. Unutulmuş, birikmiş ve hatta yalanlanmış bir çuval, bir akıl, zihin kadar beden ve kelimeyle…
Oysa çok eskiden tanışıyoruz biz kırık masanın eksik tarafıyla. Hep öyle değil midir zaten kırığından düşenler anlar kalanın yarım kalmış bitkin rengini. Oysa parçalanana kimse bakmaz belki de bakamaz, korkar aynasının çapraz, yamuk yanlışlıklarından sanki suçlusu oymuş gibi.
Sonra anladığını sanır konuşur kendi kırgın, bıkkın ve yorgun geçmişinden ne komik bir fotoğraf albümü olsa daha iyi anlardı belki de gözlerinin ferinden…
Herkes çok belirgin çok keskin ve çok doğru iken durduğu yer yanlış sadece. Sanki oraya kendi çıkmamış gibi bir gururla bakıyorlar kendilerine, suçluyorlar belki de gerçeklerinden sessizce ve gizlice…
Tıpkı “ben” gibi ve tıpkı “sen” gibi…
Fark ediyorum, tanıyorum oysa bu dengesiz, ayarsız kendini beğenmiş suçluluğu… Gündüzleri bir ruh gibi grilerde gezinip geceleri masama huşuyla süzülen, kalemimin mürekkebine karışan, damlayan, dağıtan o yalnız duyguyu… Düzinelerce satır veriyorum sonra ona nefes almak, serbest kalmak için. Bazen rüşvet veriyor gibi onu yazıyorum çocukluğumu vermesini istiyorum ellerime, avuç içlerime… Ne aciz ne kırıcı ne tanıdık bir his bu! Çünkü biliyorum, o küçük kızın karanlığında beni dilendiği zamanları anımsıyorum küçük, körpe zihnimde. Sanki çok uzak bir geçmişçesine gülümsüyorum hatta bazen üzerine küçük anı kuleleri yapıyor fotoğraflarını asarken yıkıyorum zihnimde… Ne de çok beğeniyorum kendimi bunu yaparken! Söylenenin aksini yapıp ben oluyormuşum gibi bir his basıyor içimi. Mırıldanıyorum bazen “yansımamız aynı değilken nasıl anlayalım aynı olmayı varsın ben farklı olayım varsın sen farklı ol.” Oysa bunları düşünürken dahi ne kadar benziyor küçük evrenlerimiz birbirine… Sıkıştığımız yerde farklı olmaya çalışırken avuçlarımıza, saçlarımıza bulaşıyor birbirimizin renkleri, ruhlarımızı kaçırıp kurtardığımızı sanıyoruz. Sanki bir odada birbirimizin tablolarını saklamıyor, sevmiyor gibi… Kabul etsek mi biz oluruz yoksa yakıp yıksak mı odayı kapısıyla beraber bilemiyoruz. İnsanız ya arada kalıyoruz belki de en çok böyle karmaşık anlarda insan oluyoruz ama bilemiyoruz…
Yorumlar