top of page

Küçük Bir Yaşam Küçüklüğümden…

“İşte yazıyorum benzer benzetmelerin gölgesinde, güveninde… Bu nasıl bir avuntu? Bu nasıl bir ışık?

Kayıp gidiyorlar gözlerimin önünden… Haklı çıkıyorum. Bir avuç gölün ortasında uzanıyorum. Tanır mısın, Görür müsün yeniden? Kavuşamadan kaybettiğim tüm her şey, bana gelir mi? Diliyorum… “

Çaresizce, hiç sahip olmamış gibi koşuyorum. Hissettiklerim tüm vücudumu tırmanırken ıslatıyor üstlerini gözlerim. Yetişmek istiyorum. Takılan boncuklarım dökülüyorlar birer müzik kutusuymuşçasına, çocukların uykusuna eşlik edermiş gibi salınıyorlar… Sarıldığım köşeler tanıyor ve bakıyorlar bana, hiç tanışmamışız gibi… İçimdeki bu his, benim minik, büyük, koca eski dostum… Çıkardığı kuyuya çekiyor beni utanmadan sergiliyor ellerimdeki izlerini, büyütüyor. Korkuyorum, yatağının altına bakan bir çocukmuşçasına uykularımı kaçırıyorum...

İşte yeniden oradayım gözlerimin önünden akıp giden binlerce renk taşlarcasına aşağı iniyor, benim minicik karanlığıma uçup akıyor… Saçlarımı tarayan rüzgâr, denizimden kıyılarıma çarpıyor… Ormanımın arasında, gözlerimin yakınında küçücük bir çocuk ellerime uzanıyor. Çok yakın, tanıdık ve uzak bir yabancı… Görüyorum, aynama bakıyorum, hayaletmişçesine uzak, içimdeymişçesine yakın… Kulaklarıma fısıldıyor saçları, özlemimi gidereceğine söz vererek… Tenimi okşayan engin denizin nefesi beni çağırıyor, benzer izlerimizden yakıcı bir sırmışçasına bedenime yayılıyor tüm bu his… Kopuyorum açık griliğe bürünmüş dünyanızdan, önümde, önlerinde tırnak izlerimden kanıyoruz… Bilindik gözlerde, yabancılık sızan çatlaklar açılıyor. Görmüyorsunuz, körleşiyorsunuz söylediğim her kelimeden çözülüyorsunuz… Ve ruhumda kalan o karşılaşmada bilindik sözler dökülüyor dilimizden, yinimizden, tinimizden…

“Kelimeler, sözler, ruhlar fışkırıyor içimden, dışarı yanına, gözlerinize

Kayboluyor çelişkin yaşamlarınızın içinde

Beni bul, beni bul, ormanımın içinde

“o ormanda” köşemde

Zihnimden, zihnine akan bir hismişçesine,

Akıt yaşlarından o bilinmezliği, çünkü ben seveceğim, kaybolacağım her zeminimde

Ve sen yaşayacaksın…

Bu vedanın bilincinde, isteminde

Biri postasını kaybedene

Umut, aşkı terk edene kadar

Çünkü ben yine döneceğim

Bu kıyıdan, kenardan, cesaret bileğimde

Yüreğimde bir “vicdan” olup kalacak

Tıpkı “o” zamanki gibi hatırlanmayacak

Fakat Biz biliyoruz, bir leke kalacak kanımızdan akacak canımıza

Hatırlanmayacak, hatırlatılmayacak

Ama kalacak, bir yüzük gibi,

Esamesini alnında taşıyacak

Ve hiç utanmaz bir iz bırakacak yakamıza

Ayağımızın kayışında gürleyen,

Nefesimizin titreyişinde öfkelenen bir deniz kalacak

Kendine akacak”

Bulunduğumuzun rüzgârın her zerresinde yankılanan, akşamları satırlarından rahatsız eden bu dizeler nefes alıyor konuştukça, okundukça, bilindikçe… Ve ben tekrardan dönüyorum pamuklardan yatağıma, taşlardan örülü çoraplarıma… Saklanması gereken bir sır gibi örtüyor saçlarım nefesimi, iyileştiğim yere akıyorum, ıslanmış yanaklarımı gömüyorum. Yaralarımın yenilerini keşfediyor, alışana kadar karanlığıma sığınıyorum… Ve sen yaşıyorsun… Her zaman ki gibi, hep olduğu gibi, her “yeniden” gibi…

 

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Vedaların elinden fısıldıyor...

"Bütün dünyayı önünüze sermek isterdim ama ne yazık ki sadece kendiminkini verebileceğim" Sözler kelimelerinden dökülüyor yeni bir dil gibi bana kendini öğretiyor. Çevremdeler, heryerdeler buğultulu r

 
 
 
Bilmediğin bir sen...

İşte öyle bakıyorsun karşımda, hiçbir şeyi anlamadan. Aklımın köşesinde, avuçlarının ortasında… Biliyorum labirentinde geziyor, dolanıyorsun. Benimle oynuyorsun… Görüyorum zihninizden geçen renkleri,

 
 
 

Yorumlar


bottom of page