top of page

Beyaz Kederden Bir Kader… “Ellerimden dökeceğim tıpkı bir avuç kırmızı gibi siyah lekeler seni anlatan, çizen ve yaşatan” ben”ler…”


Ölümünde yakılan ağıtlar, yaşarken okunan şiirler, yüreğimde çalıp duruyor yaşarken dilinden dökülen mısralarının renkleri… Takırtılarını duyuyorum, dört harfin ağırlığında kalan insanların yüzlerinde… Her adımda sessizleşiyor dünya, saygıdan mı yoksa ben mi gidiyorum onunla beraber?..

 Gözlerim bebeklerinden ayrılıyor, her seferinde bir yağmur gibi, bir toprak gibi düşüyorsun, düşüyoruz dünyadan… “ ateş gibi “ diyorlar senin için mi, duyamadığım çığlığımın alevinden mi?

Ellerim tanıyamıyor, bir zaman tuttuğun ellerim, soğuk toprakla tanışıyor, gözlerim besliyor çiçeklerini tıpkı bir zamanlar bahçemi sulayışın gibi…   Kollarımda yabancı tenler var fakat kimse tutamıyor beni, kimse bir zamanlar döndürüşün gibi kendime getiremiyor. Ve o gün tanışıyorum yaşamın gidişiyle… Bütün kopukluklarında daha uzak ve tüm zerremde, idrak edemiyorum. Boğulduğum havaya yabancılaşıyorum. Kayıp gidiyoruz, akıp giden damarlarımmışçasına hissediyorum içimde. Sadece ruhum değil, tüm vücudum özlemini anıyor…

 Yabancı bir çocuğun gözlerinde görüyorum yoksun, yokum sadece geziniyorum. Ezberlediğim basamaklardan sana geliyorum her günün gecesinde…  Kalemim gömülüyor yanına, kâğıtlarımda ki lekeler geçiyor mürekkebimi. Sanatımla yaşıyorsun, bedenimden çıkıyorsun yeniden kendine karışıyorsun. Engel olamıyorum, tümüm emrinde… Şu uçuşan rüzgâr, uyuyan toprak senden mi yoksa kaybediyor muyum aklımı seninle birlikte? Akıp gidiyor ellerimden. Aynı yere dönüyoruz, bulunmadan öncesine duvarların beyazlarına, tavanların acımasız kararışına… Lakin artık bir sorum daha var, derinimde… Bedenimi sarmadan önce sardığım beyaz taştan zeminler var örtülerimle… Kalbimde bir yara var, mürekkebime karışamayan ona nüfus eden, nefesimden çok harlanan bir ateş… Patikalarımın yolunu bulduğu birkaç aralığın arasından sana, dileğim olmaktan çıkan, amacım, sebebi varlığım olan o derin hissin ulaştırdığı birkaç çukura yazıyorum… Duyuyorsun biliyorum, hissediyorsun yüreğimin sıcağını fakat söylemeliyim, anmalıyım kendi dilimde anlatmalıyım gidişini, kopuşunu, yaşamın acımasız madalyonun bana verdiği tarafı…

 Sana yakınmıyorum, seni özlüyorum, sana muhtaçlaşıyorum… Vardığım noktada sadece sana eriyor mum ’um… Sadece sana senin kadar dolu hissediyorum, karışmış kâğıdımı dünyaya bırakıyorum… Yalnız elimde olmadan karıştığın kısmıma yakınıyorum… Duyulamayacak acımın sen tarafını, senden aktarıyorum… Benden seni bırakıyorum imzasız satırların altına senin lekeni bırakıyorum. Böylece bileceğim ki bir gün gelebilirsem yanına, sen kalacaksın tıpkı bende kaldığın gibi, dünyanda yaşayacaksın… O güzel siman hiç silinmeyecek sema’dan, sema’mdan…

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Küçük Bir Yaşam Küçüklüğümden…

“İşte yazıyorum benzer benzetmelerin gölgesinde, güveninde… Bu nasıl bir avuntu? Bu nasıl bir ışık? Kayıp gidiyorlar gözlerimin önünden… Haklı çıkıyorum. Bir avuç gölün ortasında uzanıyorum. Tanır mıs

 
 
 
Vedaların elinden fısıldıyor...

"Bütün dünyayı önünüze sermek isterdim ama ne yazık ki sadece kendiminkini verebileceğim" Sözler kelimelerinden dökülüyor yeni bir dil gibi bana kendini öğretiyor. Çevremdeler, heryerdeler buğultulu r

 
 
 
Bilmediğin bir sen...

İşte öyle bakıyorsun karşımda, hiçbir şeyi anlamadan. Aklımın köşesinde, avuçlarının ortasında… Biliyorum labirentinde geziyor, dolanıyorsun. Benimle oynuyorsun… Görüyorum zihninizden geçen renkleri,

 
 
 

Yorumlar


bottom of page