top of page

Noktalarımdan Dışarıya…

“Nerede hata yaptığını bilmediğin adımlar olabilir, gittiğin yolu bildiğin sürece doğruluğu veya yanlışlığı kabul edilmiştir. Adımların yolunu seçmeye başladığındaysa önemini yitirmiştir…”

Üç noktalı zamanlardan dördüncü noktaya ulaştığımda fark ettim. Belirsizlik bittiği anda papatya’ya benzerdi. Tıpkı bir ayçiçeğinin güneşi izlediği gibi zamanı sayar, nefesini keserdi. Doğum günleri her dördüncüde büyür her birinde küçülürdü. Kaleminin mürekkebinin belirleyemeyeceği bir hayat demekti “belirsizlik”…

Bunu öğrendiğimde ise tüm sevgilerimi dördüncüsü olmayan noktalara ve dördüncüyü isteyen hislerime kapattım. Yıkım sandığım  her şeyi mucizelere sarmaladım. Şimdi oturduğum konumda ise etrafımdaki iki noktayla dertleşiyorum. Dördüncü hakkında fikir üretiyor, en çokta kalbimin huzurunu diliyorum. Çünkü biliyorum her adımda beklediğim, umut ettiğim gözlerime güldüğünde yeni bir dörde huzurla  başlayacağım.  Öğreniyorum, belirsizliğin sonuçtan daha uzun olduğunu ve huzurun çizdiği her noktanın bir sonrakinde “aşk” olmaya daha yakın, kendinde ise “aşk”tan fazla olduğunu…

Adımlarımı yavaşlatarak saymaya başlıyorum. Ağlayan yüzlerime damlalardan yaprak yapıyorum ve tekrarlıyorum “olacak, olmayacak…” . İçimde büyüyen sarmaşıklardan saçlar yapıyorum asla saklanmayacak, saklanamaycak… Kelimelerimi yeniden gerçeklerle süslüyorum. Eleştiriyorum, eleştiriliyorum yorulduğum yerde bir çocuk gibi yeniden umut etmeyi öğreniyorum. Duygularımla sağladığım barışı belirsizliğimle paylaşıyorum. Kimi zaman kararsızca ona benziyor kimi zaman da küçük oyunlarla onu kendime yakıştırıyorum. Küçük dünyamdan evrenime giderken onunla yolları süslüyor, her adımımızda yeni kapılar açmasına izin veriyorum. Kaybolmamak için kaçmak yerine  yorulduğumda kayboluşumda dinleniyorum. Dünyama “bilinmeyenler” kabul edip hepsiyle tanışıyorum… Yaşamayı yeni doğan bir bebek gibi öğreniyorum. Keşiflerimi tekrarlı belirsizliklere bırakıyorum… Gökkuşağına yeni renkler eklemek yerine hepsini birbirine karıştırıyorum…

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Bilmediğin bir sen...

İşte öyle bakıyorsun karşımda, hiçbir şeyi anlamadan. Aklımın köşesinde, avuçlarının ortasında… Biliyorum labirentinde geziyor, dolanıyorsun. Benimle oynuyorsun… Görüyorum zihninizden geçen renkleri,

 
 
 
İçimden "siz"...

Ellerim kanlar içinde bakıyorum... Kırmızılarıma, benden çıkan aydınlığıma... Gerçekte ki ayna'm, benim bir tanecik çocuğum. Titriyerek uzaklaşıyor... İçimde yaşayan bu ince çığlık, etrafımı boğarken,

 
 
 

Yorumlar


Yazı: Blog2 Post
bottom of page